onursalhaber

İKİ ATLI “. Ruslar, Kafkasya´yı geçmeyi dağları aşmaktan ibaret sanmışlardı. Oysa durum hiç de böyle değildi. Bağımsız ruhlu cesur insanların yurdu Kafkasya, Rus Çarlarının tarihi emelleri önünde boyun eğmedi.


Bu makale 2021-05-23 20:45:16 eklenmiş ve 21 kez görüntülenmiştir.
Av. NECMİ ÖZEN

Üç yıl içinde bütün Kafkasya´yı topraklarına katmayı hesap eden Rus orduları ile direnişleri dillere destan Kafkas kartalları arasındaki savaş, üç yüz yıl aralıksız devam etti.”  

( kaynak :  GENAR , Osman Çelik )

1823 -1859  yılları  arasında,  Kafkasya da  Rusların  İstila  saldırılarına  karşı  Şeyh Şamil  ve  arkadaşları liderliğinde  Müslüman  Kafkas  halkları   son  derece  orantısız   şartlara  rağmen  sürdürdükleri  efsanevi  direnişte    kalleş ve  ahlaksız   Rusların   sivillere  saldırması   ve  katliamlara  başlaması  üzerine  dışarıdan 

da  yardım  alamayan  Müslüman mücahitler   kaynaklarının  tükenmesi  ve  sivil  halkın  kırımına  dönen savaşı  sona  erdirmek için  teslim  olmak zorunda  kalmış   ve  Rus  sürüleri   saldırılarını  Kafkasya’nın  diğer

Müslüman bölgelerine yöneltmişti. Bu bölgede yaşayan ve kitaplarında geri çekilmek ve  teslim  olmak  yazmayan  Adigeler  hiç  ümit  olmamasına rağmen   direnişleri    senelerce daha  sürdürmüş  ve  büyük  kıyım  ve  katliamlar  olmuştu.

 

Böyle   çarpışmalardan  birinden  dönen  iki    atlı  köylerine  geldiklerinde  bütün  köyün  yıkılıp  yakılmış  ve  kadın  çocuk  yaşlı  demeden  bütün  köyün    acımasızca  katledildiğine  şahit  olmuşlardı.

Hiç  ağlamadılar,  üzülmediler  bile,  bunları  çoktan  unutmuşlardı. Hem şehitlerin nesine üzüleceklerdi? Sadece  hiç  gülmeyen  yüzlerindeki  çizgiler  biraz  daha  derinleşti  ve  dişlerini   biraz   daha   sıktılar.  

 

Zaten   Fazla  konuşmazlardı.  İkisi  birden  sözleşmişler  gibi   hazırlandılar,   bulabildikleri  bütün  silah, cephane,  kılıç  kama   ne  varsa  taşıyabilecekleri  kadar  malzeme  ile  dişlerine  kadar  silahlandılar.  Herhangi  bir  strateji  ve  plana  bile gerek  görmediler.  Yapılacak  şey  çok  açık  ve  basitti.  En  yakın  ovada  mevzilenmiş  600  kişilik  düşman  garnizonuna  dalmak.  Öldürebildikleri  kadarını  öldürmek. Sonra ?  Sonrası   hiç  önemli  değil. Planda  sonrası  yok. Yıllardır  sonra  ne  olacağını  düşünmeden  savaşmışlardı .

 

Aynen  böyle  yaptılar.   İki  kurdun  koyun    sürüsüne  dalması   denebilecek  bir  şekilde   tepeden 

garnizona   yıldırım  gibi   indiler  ve    Ruslar  daha, ne  oluyor  demeden  askerlerin  ve  çadırların  arasına  daldılar. Adeta  “ Adiyat “ suresinde tasvir edilen sahne  yaşanıyordu.  Böylesine  çılgın  bir  saldırıyı   hayal  bile  edemeyen  Ruslar  gafil  avlanmışlardı.  İhtimal ki  sadece  iki  değil  15 - 20  kişi  olsalardı  belki de  garnizonu  kılıçtan  geçirebilirlerdi.  Adigeler  savaşlarda  pişmiş  çok  usta ve  tecrübeli  savaşçılardı.  Ateş  menziline  girer  girmez  önce  tüfeklerle  ateş  açtılar. Her  tüfek  patladığında bir  Rus  askeri  devriliyordu.  Tüfek  mermileri  tükenince  daha  da  yaklaşmışlar  ve  tabancalarını  çekmişlerdi.

Ruslar  hala  şaşkınlıktan  kurtulamamış ,  üzerlerine   şimşek  gibi  gelen  iki atlıya  bakıyor  ve   arkalarındaki  saldıran   asıl  orduyu  görmeye  çalışıyordu.  Neden  sonra   600  kişilik  garnizona  saldıranların  sadece  iki atlı  olduğunu  anlamışlar  ve  silahlarına  davranmaya,  ateş  etmeye  başlamışlardı.   Mermiler  atlıların

kulaklarının  yanından  vızıldayarak  geçiyor,  nedense  bir  türlü  vurulmuyor  gittikçe  yaklaşıyorlardı.

Tabancalar da  boşalmış,   5  -  10  Rus  daha  vurulmuştu.  Artık  askerlerin  arasındaydılar,  çektikleri  uzun  kılıçlarla  önlerine  geleni  biçiyor,  kollar  kafalar  yere  düşüyordu.  Her  yönden  açılan  ateşle   her biri

defalarca  vurulmuş  olmasına  rağmen  bir  türlü  atlarından  düşmeyen    süvariler    hala  ilerlemeye    devam  ediyor,  hızları  kesilmiş  olsa da  birer  ikişer  Rusları  öldürüyorlardı.  En  sonunda    her birinin  üzerine  atlayan  onlarca  asker   atlıları   yakalamış ,  yere  yıkmaya  muvaffak  olmuşlardı.

Yaralı  ve    kanlar  içindeki   iki  savaçcı   hala  çırpınıyor  bıçak  ve  kamalarla   bir  tane  daha  Rus  öldürmeye

çalışıyordu.   Bütün  bu  kargaşa  sadece   5  dakika  sürmüş   ve  atlılar  arkalarında    kanlı  bir  yol bırakarak

garnizonun  ortasına  kadar  girmişlerdi.  Tek  yönlü  ve  geri  dönüşü  olmayan   bir  saldırı  olduğu  açıktı.

Ama  Ruslar  böyle  bir  saldırıya  sadece  iki  atlının  cesaret  etmiş  olabileceğine  inanamıyor,  arkalarından

asıl   ordunun  gelmesinden  korkarak   ufuklara  tepelere  bakıyorlardı.  Başka  ordu  yoktu .

İki  atlı da  yakalanmış  yaralı  olduklarına  bakmadan  elleri  ayakları  bağlanmış  ve   gürültüyü  duyup  gelen  garnizon  komutanına   rapor  verilmişti.  20  kadar  ölü ,  bir  o kadar  yaralı  ve  iki  esir.

 

Komutan da  olanlara  inanmakta  zorluk  çekiyor   olabilecek  asıl  saldırıya  karşı  hemen   tedbir  alınmasını  emrediyordu.  Esirleri  ne  yapalım?   öldürelim mi?  sorusu  üzerine   merakını  yenemeyen  komutan  “hayır

onları  sorguya  çekmek,  olayın  iç yüzünü  öğrenmek  istiyorum “ cevabını  vermişti.

Kan  kaybeden  yaralıların   hemen  tedavi  edilmesini  ve  bakım  yapılmasını  emretti .

Her birinin  vücudundan   3-4  kurşun  çıkarılmış, bir sürü  kılıç, süngü  yarası  almışlar  ama  ölmemişlerdi .  Günler  süren  tedavi  sonucunda  konuşabilecek  kadar  kendilerine  gelen  Adigelerin  söyleyecek  fazla  bir  şeyleri  yoktu. Niçin   bu  ümitsiz  saldırıyı  yaptıkları  sorulunca  “çünkü  biz  müslümanız   ölmeden  teslim  olmayız “  demişlerdi .

Rusların  bu  inancı  anlamalarına  imkan  yoktu.  Ama  yine de  bir  asker  olarak  böylesine  bir azim , cesaret  ve   savaşma   hırsına   hayranlık  duymuşlardı.  Çoktan  hak  etmiş  olmalarına  rağmen   komutan  onları kurşuna  dizdirmedi.  Tıpkı  Rus  çarının  Yüzlerce  Rus  askerini  öldürmüş  olan  kılıcını  Şeyh  Şamil’e    iade  etmesi  gibi.  Zaten   Ruslar   işgali  neredeyse  tamamlamıştı,  iki  tane  daha  savaşçının  ölmesinin   hiçbir  anlamı  yoktu.  Kumandan  bu  olayı    bu  şekilde    bitirmek  yerine  cesaret  ve  kahramanlık  örneği    bu  saldırı,   onlarca  askerin  hayatına  mal olmuş  olsa  bile   hatıralarında    güzel  bir  şekilde  yer  almalıydı. Tabii  onları serbest  de  bırakamazdı.  Hapise  atılmalarını  emretti . Yıllarca  hapiste  yattılar. Belki  de  orada  ölüp  gideceklerdi .

Ama  seneler  sonra  Rusya’da  devrim  olup  Çarlık  devrilince,  yeni  yönetim,  eski  Çarlık  Yönetimini  ve  bütün  icraatını  lanetlediği  için  o  zaman    Çar  ordularına  karşı  savaşan   bütün  mahkümlara  af  çıkarılmış  ve  iki  Adige  yaptıkları  ölüm  saldısına   rağmen  kaderin  bir  cilvesi  olarak sonunda  serbest  kalmışlardı .  Sonra  ?

Sonrası  yok.  Onlar  bir  şeye  karar verince  sonrasını  düşünmezlerdi  zaten.  Sonrası  Allah CC a kalırdı.

Şehit polis Fethi gibi, Ömer Halisdemir gibi, Antepli  Sütçü İmam gibi. Çanakkale savaşında  Avusturalyada   Anzak ordusuna saldıran iki Osmanlı gibi, Ulubatlı Hasan gibi. Ömer Muhtar gibi. Mus’ab bin Umeyr (ra) gibi.

 

Onlar ,  dünya için dinlerini  değil  dinleri  için dünyalarını  feda  etmeyi  bilen  insanlardı  .

"İnsanların öylesi vardır ki, canını Allah'ın hoşnutluğunu elde etmek için satar, kendini feda eder. Allah kullarına karşı Rauf'tur, çok merhametlidir." (Bakara/207)."Allah cennet karşılığında mü'minlerin canlarını ve mallarını satın almıştır." (Tevbe/9).

“Ey inananlar, size, sizi acı azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi? Allah’a ve elçisine inanırsınız, Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla mücadele (cihat) edersiniz. İşte sizin için en iyisi budur. Allah sizin günahlarınızı bağışlar ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere,  Adn cennetlerinde hoş yerlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Saff, 10-12)

 

Bu  hikaye   bize   ne  anlatıyor  ?  

Bir  işe  karar  verince  sonuna  kadar  gitmek  yarıda  vaz geçmemek.

Mücadeleyi  nefsi için değil  Allah CC  için  yaptığını  unutmamak ,

O  işi  gerçekleştirmek  için  her şeyini   ortaya  koymak.

Son kurşunu atıncaya kadar,  gerekirse  kanının   son  damlasına   kadar  savaşmak .

Kahramanlar  belki  ölürler  ama  asla  yenilmezler.

Allahın  rızasını  kazanmak  sabır,  cesaret  ve  fedakarlık  ister,  kolay  değildir.

Biz inandık demek yetmez, inandığını  göstermen  gerek.

 

“İnsanlar, hiç imtihana tâbi tutulmadan, sadece “İnandık!” demekle bırakılıvereceklerini mi sandılar?” (Ankebut 2)

 

“Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve dâvası uğrunda sabredip direnenleri ortaya çıkarmadan kolayca cennete girivereceğinizi mi sandınız?”  (Âl-i İmrân 3/142)

 

Mirzahan HIZAL

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Anket
Sitemizi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Güzel
İdare eder
Kötü
Çok kötü
Onursalhaber Güncel Kocaeli,Gebze,Darıca,Çayırova, Haber Sitesi
sanalbasin.com yesidir
© Copyright 2017 Onursal Haber. Tüm hakları saklıdır. Bu site Medyahost internet Hizmetleri haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GAZETE DAĞITIM BÖLGELERİMİZ
GÜNDEM
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
DÜNYA